the girl who wanted to be god

"to the person in the bell jar, black and stopped as a dead baby, the world itself is a bad dream"

bu pazarı müzikle, çayla geçirdim.

dünü ise rembrandt’la… siz siz olun gidin efendiler, gidin de resim görün.

sığmazam

mende sığar iki cahan, men bu cahana sığmazam,
gövher-i lamekan menem, kövnü mekane sığmazam.
arşla ferşü nun mende bulundu cümle çün
kes sesini ve ebsem ol, şerhi beyane sığmazam.
kövnü mekandır ayetim, zati dürür bidayetim,
sen bu nişanla bil meni, bil ki, nişane sığmazam.
kimse güman-ü zan ile olmadı hak ile biliş,
hakkı bilen bilir ki, men zann-u gümane sığmazam.
surete bak menini suret içinde tanı kim,
cism ile can menem, veli cism ile cane sığmazam.
hem sedefem, hem inciyem, haşru sırat esenciyem,
bunca kumaş-ü raht ile men bu dükane sığmazam.
genc-i nihan menem men uş, ayn-ı ayan menem men uş
gövher-i kan menem men uş, behrev-ü kane sığmazam.
gerçi muhite zemem, adım ademdir, ademem,
dar ile künfekan menem, men bu mekane sığmazam.
can ile hem cahan menem, dehrile hem zaman menem,
gör bu latifeyi ki, men dehr-ü zamane sığmazam.
encüm ile felek menem, vahy ile hem melek menem,
çek dilini ebsem ol, men bu lisane sığmazam.
zerre menem, güneş menem, çar ile penç-ü şeş menem,
sureti gör beyan ile, çünkü beyane sığmazam.
zat ileyem sifat ile, kadr ileyem berat ile,
gülşekerem nebat ile, beste dehane sığmazam.

nar menem, şecer menem, arşa çıkan hacer menem,
gör bu odun zebanesin, men bu zebane sığmazam.
şems menem, kamer menem, şehd menem, şeker menem,
ruh-i revan bağışlaram, ruh-i revane sığmazam.
tir menem, kaman menem, pir menem, cavan menem,
dövlet-i cavidan menem, ayinedane sığmazam.
gerçi bugün nesimiyem, haşimiyem, kureyşiyem,
bundan uludur ayetim, ayet-i şane sığmazam.

merhaba, hoş geldin, ey ruh-i revanım, merhaba!
ey şekerleb yar-i şirin, lamekanım, merhaba!
çün lebin cam-i cem oldu nefhe-i ruhülkudus,
ey cemilim, ey cemalim, behr-ü kanım, merhaba.
könlüme heç senden özge nesne layık görmedim,
suretim, aklım, ugulum, cismü canım, merhaba.
ey melek suretli dilber, can fedadır yoluna,
çün dedin lehmike lehmi, gane kanım, merhaba.
geldi yarim naz ile, sordu, nesimi, nicesen?
merhaba, hoş geldin, ey hırdadehanım, merhaba.

aceb la’lin mi şol, ya can-ı ahbab?
aceb zülfün mü, ya zincir-i pürtab?
gözümden akan, ey dilber, gamından,
aceb hunabe mi, ya eşg-i innab?
aceb geddin mi şol, ya serv-i butsan,
aceb haddin mi şol, ya verd-i sirab?
aceb aynın mı şol, ya sihr-i babil,
aceb dişin mi şol, ya lülü-i nab?
aceb yüzün mü şol, ya hirmen-i gül
aceb kaşın mı şol, ya tak-i mihrab?
aceb şol mest-i sevda-i moğolçin
menim bahtım mıdır, ya çeşm-i pürhab?
nesiminin gözü yarin gamından,
dürün dürcü midir, ya behr-i simab?

ya rab, ne sebebdendir olur takatimiz tak,
çoktan beridir çeşmimiz ol çeşmine müştak.
andan beri kim, aynımız ol yüzünü gördü,
bir mu ile asıldı canım, kaldı muallak.
gülzare kadem bas sinemi saz ile, mütrib,
gel ayş edelim zevk ile, ger olmasa zerrak.
pervane sıfat oldum o ruhsarına karşı,
bel bağlamışam hizmetine men de çü uşşak.
yazım der idim nameyi hun-i ciğer men,
töküldü ürek kanı yere tutmadı evrak.
gördü ki tükenmez yazuban vasf ile şerhin,
katlanmadı bu derde zaif, oldu kalem şak.
ey hüsn iyesi, aşıka bir merhamet eyle,
sun lütf ile biçareye bir cam-i mürevvak.
ger ister isen yarı bugün, pir talep eyle
gör kim nece yol gösterir ol pir-i muhakkak.
allah ile ol imdi, niyaz eyle, nesimi,
başed ki, suçundan keçe, lütf eyleye rezzak.

canana menim sevdiyimi can bilir ancaq
könlüm dileyin dünyada canan bilir ancaq.
bildim, tanıdım elmde me’budu, yeqin ki,
şöyle bilirem kim, anı qur’an bilir ancaq.
abdal oluban beylik eden arifi gör kim,
bu seltenetin qedrini sultan bilir ancaq.
sufimidir ol cam-i müseffasına meşğul,
pünhani içer eyle ki, şeytan bilir ancaq.
ey saqi, getir dövr eyağını dövr elasün kim,
bu dövr eyağın dövrünü dövran bilir ancaq.
könlüm gemisin qerq ede gör eşq denizine
kim bu denizin behrini ümman bilir ancaq.
heç kimse nesimi sözünü keşf ede bilmez,
bu, quş dilidir, bunu süleyman bilir ancaq.

bu ne adetdir, ey türk-i perizad,
qeminden olmadım bir lehze azad.
siyehdil gözlerin qan tökmek içün
çekibdir tiğini manend-i cellad.
bu bidadı mana eşqin qılıbdır,
cahanda qılmadı nemrudü şeddad.
reva mı, könlümün şehrinde senden
feraqü qüssevü qem tuttu bünyad.
gel, ey şirindehen, eşqin yolunda
menem ol kuhken biçare ferhad.
nezer qılgil bu viran könlüme, şah,
qılır sultan olan viranı abad.
bir eyü ad edin fani cahanda,
ululardan cahanda qaldı bir ad.
nesimi’nin kelamından eşitgil,
vefasızdır cahan, sen qılma bidad.

ay ile gün sücud eder suret-i canfezayine,
ay ile gün nedir kim, ol düşmeye hak-i payine.
cam-i cahannümadur ol, sende iki cahanı gör,
çün göresen sen olmusan can-i cahane ayine.
fail-i mutlak-i yakin kim ki, diler göre bugün,
baksın anın cemaline, hakkı görer bu ayine.
aşık-i sadık oldurur hak yoluna şehid ola,
hak deyeni alır anun durmuş anun behayine.
yusuf-i misri canü dil, yani ki fezl-i zülcelal,
geldi sefai zevk ile şehr-i beden serayine.
kıldı fena vücudumu kül kerim ile kelam,
zerg-i hasen budur ki, şah sandı bugün gedayine.
her ki nesimitek sücud fazl-ı ilahe kılmadı,
div kimi bugün anı belke bu yolda dayine.

”Tebrizden Torosa” // Sığmazam

Cavit Murtezaoğlu, Nesimi kelamı söylüyor.

ben bu cihana sığmazam enelhak 

(Source: youtube.com)

”Tebrizden Torosa” // Hu diye diye” 

Cavit Murtezaoğlu’nu tanımıyor musunuz yoksa siz?

Buradan yakın 

(Source: youtube.com)

Feryal Öney // Sarı Yazma 

(Source: youtube.com)

Erdal Erzincan // sinsin halayi 

Biri virtüöz mü dedi?

(Source: youtube.com)

Bahar Gelmiş Balam Benim

yedicucelerbideben:

Tutuklu gazeteci Zeynep Kuray’ın annesi Ayşe Emel Mesci, Cumhuriyet’teki köşesinde  bir yazı kaleme almis , bogazima bi sey dügümlendi okurken , orda kaldi. 

Bahar Gelmiş Balam Benim

“1971-74 arasında annemi demir parmaklıkların, tel örgülerin ardından gördüm hep. Ben içerideydim, o dışarıda. Üzülürdü annem, çok üzülürdü, ama bana hissettirme meye çalışırdı, ben hissederdim. “Yapma böyle” derdim, çıkışırdım bazen. “Peki kızım” derdi, göz pınarlarına biriken yaşları göstermemeye çalışarak. Mektuplar gelip giderdi aramızda, her mektup bir dünyaydı. Çünkü akşam erken iner mapushaneye, ejderha olsan kâr etmez…

Yıl 2012. Yine demir parmaklıklar, tel örgüler. .. Bu kez ben dışarıdayım, kızım içeride. “Karma dedikleri buymuş meğer” diye düşünmüyor değilim zaman zaman. Annemi anıyorum sık sık, anıyorum ve anlıyorum. 20’li yaşlarıma kızıyorum o zaman. İnandıklarım, savunduklarım, uğruna mücadele ettiklerim için değil… Annemi anlamakta bu kadar eksik kaldığım için.

Cezaevi kapısı
Yıl 2012. Her görüş günü, bu toplumun bir küçük kesiti, bir mikrokozmosu toplanıyor Bakırköy Kadın Cezaevi’nin kapısında. Anneler, babalar, kardeşler, kocalar, evlatlar… Herkes birbirine sarılıyor, herkes birbirine yardım etmek istiyor, çünkü dert ortak, acı ortak. Hediye Aksoy’un durumu, astım hastası Canşah Çelik’in içeride kriz geçirip kötüleşmesi, tutuksuz yargılanabilecekken bu kritik durumda hâlâ içeride tutulması, Zeyno’nun zona dökmesi, içerideki kötü beslenme koşulları, tıbbi müdahalenin yetersizliği, musluklardan akan paslı sular hepimizin ortak derdi.

Açık görüşler ise hem küçük bir sevinç hem de hüzün kaynağı. Kızımı görüyorum, sarılıyorum ve sonra onu orada bırakıp dışarıya, kendi hapishaneme dönüyorum, dönüyoruz. Cezaevine girmeyi beklerken herkesin birbirine vermeye çalıştığı destek, dayanışma, sevgi dışarı çıkıldığında da sürüyor, ama herkes biraz da kendi hüznüne, içeride bıraktığının eksikliğine gömülmüş oluyor, eksiliyoruz.

Zayıflama lazım bu kadar, kendine bak biraz diyorum. Ama onun aklı fikri kendi işinde, gazeteciliğinde. Kızım sen zaten kahramansın, trajik bir kahramansın, nedir bu telaş diyorum. Doğumundan başlayarak hep mücadele içinde geçti senin yaşamın, seçmediğin, bizimle birlikte mecbur kaldığın bir yaşam. İkimiz de öteki tarafın sınırına kadar gidip döndük birlikte sen doğarken. Verilen ilaçlardan sütüm kesildi, baban besledi seni mamalarla ve sabırla, toparlandın çok geçmeden. Yıl 1978’di, Türkiye’nin sokaklarında rahat dolaşılamıyordu. Amcalarla, teyzelerle birlikte büyüdünüz hep. İçinde iki küçük çocuğun da yaşadığının pek düşünülmediği, siyasi tartışmaya ve sigara dumanına boğulmuş evlerde. Sen 1.5, ablan 3 yaşındaydı yurtdışına çıktığınızda. Ayrılırken en çok geride bıraktığım fotoğraflara üzülmüştüm, sizin bebeklik fotoğraflarınıza, kendi kişisel tarihimin belgelerine.

Nereden bilebilirdim 12 Eylül’den sonra yağmalanan evimden çıkıp kim bilir hangi ellerden geçerek sahaflara kadar ulaşan o fotoğraflardan birinin yıllar sonra bir şarkı klibinde karşıma çıkacağını? Hayat böyle bir şey işte kızım, her devrin zalimleri var, bir de mazlumları. Her devrin gerçek mağdurları var, bir de fırsatçıları. Ama bu ülke öyle tuhaf ki, devirler değişse de gerçek mazlumlar değişmiyor.

Ama sen bunu zaten biliyorsun kızım, hayatın boyunca mazlumun, ezilenin yanında oldun çünkü, ötekileştirilmenin acısını yaşayarak geldin, Fransa’da horlanan Kuzey Afrikalı, kâğıdı olmayan göçmen, ırkçılığa karşı mücadele eden Fransız arkadaşın oldu senin. Sen de ablan da hayatınız boyunca en çok dışlanmaya, ötekileştirilmeye karşı hassas oldunuz, direndiniz buna.

Sonra Türkiye’ye dönüp geldik, kendi memleketimizde de devam etti sürgünlüğümüz, tuhaf bir ömürdü bizimki, kabul etmek gerek. Bu yaşamı sen seçmemiştin belki, ama kendi yolunu kendin çizdin, dişlerinle, tırnaklarınla kazıya kazıya… Temel doğrundan, ezilenden, horlanandan, dışlanandan yana olmak tavrından hiç vazgeçmedin. Gazeteci oldun, ama “Ezilenin gazetecisi Zeyno” dedi arkadaşların senin için. Kürtler, Aleviler, Tuzla tersanesindeki işçiler, sokak çocukları, dövülen, öldürülen travestiler, eğitim haklarım aradıkları için coplanan öğrenciler, hep onların haberlerini yaptın sen. Bir yandan da tek başına örgüt kurup, tek başına devleti yıkmaya teşebbüs etmekten 3 yıl önce, 64 yaşında hapse atılan babanı ziyarete gittin her ay, ablanla birlikte. “Ne çileymiş bu” demedin, bütün haklarının gasp edilmesine aldırmadın, “Anne binlerce, on binlerce insan var bizimle aynı durumda, bir tek biz değiliz bunu çeken” diye hatırlattın bana hep. Doğrusun kızım, doğrusun da biz bu devletten alacaklıyız, bunu unutma.

Ben seninle gurur duyuyorum, kızlarımla gurur duyuyorum. 40 yıl önce bir Anneler Günü’nde Adapazarı Cezaevi’nde anneme tığ işi bir gözlük kılıfı yapıp vermiştim. Şimdi de kolumda senin bana Anneler Günü için verdiğin boncuk işi bileziğe bakıyorum. Sana ve cezaevindeki tüm annelere ve çocuklara, annelerini ve çocuklarını bekleyenlere sevgili dostum Nihat Behram’m şiirini gönderiyorum: “Bahar gelmiş/ Balam benim/ Bahar gelmiş dayanmış/ Dalda yaprak/ Bebeciğim/ Suda köpük uyanmış/ Kuzulara özenmiş/ Kızım benim/ Körpe sesler dillenmiş/ Ayışığında yan mış/ Yavrucuğum/ Onun için beyazmış.

Bu duruma yol açanlara da Taha Akyol’un geçen gün söylediği, trajedimizin özeti olan unutulmaz bir cümleyle seslenmek istiyorum: “Hiçbir ideoloji bir çocuğun gözyaşlarına değmez.


Ayşe Emel Mesci

1 week ago - 2

bir iki haftalık ayrılıktan sonra bloga dönüşüm kaçınılmaz olsa da tahmin edilebilir:)

insan yalnızlığa bu kadar ihtiyaç duyup aynı zamanda nasıl yalnızlıktan bu kadar sıkılabilir nevi şahsına münhasır bölünmüş kişiliklerim var dostlar.

neyse sıkıntılarla limited liable takipçilerimi canından bezdirmeden biraz güzel şeylerden bahsedeyim.

geçen hafta bu gün bu saatlerde uçağa binmek için boarddaydım. nereden dönüyordum merak edenler aşağıdaki paragrafta ilgili açıklamayı bulabilirler. bu saçma cümle yapıları beyaz yakalı iş hayatımızın ingilizce iş mailllerinin birebir türkçeye çevrilmesiyle oluşup kondu dilimize.

iş için izmir’deydik. 1 mayıs tatilinin de denk gelmesi izmir’de fiziki olarak boş mental olarak yoğun bir gün geçirtti.

bu bir hafta boyunca -izmirli arkadaşlar alınmasın kötü değil de iyi birşey olarak söylüyorum- ne kadar da dünya s.ime minare gtüme arkadaşlar olduğuna karar verdim.:) bir nebze olsun bulaşsın isterdim. hayır pazartesi günleri eğlence mekanları bile istanbulda sendromdayken kapalıyken, bu izmirli sıcak arkadaşlar kordonda biraları yuvarlamakta zerre beis görmüyorlar :)

öyle rahat insanlar, öyle sakin. hiç koşturma derdin yok.

tabi biz de kordon’da bira içip midye yeme zevkini yaşadık. istanbulun midyeleri lezzetsiz bu yüzden de bol karabiberliyorlar, acıdan midyenin tadını alamıyorsun. izmirde öyle mi ya, tutmasalar tezgahı bir oturuşta midede saklayacaktım.

yeme içme bahsini geçmeden reyhan pastanesine de değinmek lazım. söylendiği kadar varmış, hanım hanımcı teyzeler saçlarını başlarını yapmış gelmişler pastanelerine tarzınız olmasa da saygı duymadan edemiyorsunuz.

dondurmalı makaron yedim burada olayı pastalarıymış ama ben yine de makaron denedim, adı da yaratıcı dondurmalı olduğu için makadon:)

eh tabi kahramanımız sevgili istanbulundan ayrılınca gittiği yerdeki öncelikleri arasında kitapçıları tavaf etmek de oluyor. izmiri de atlamadık sevgili sudokurlar.1 mayıs günü önce sevgiyolundaki küçük kitapçıları gezdim. zamanım kısıtlı olmasına rağmen buradan 3 kitap seçebildim.

Erdal Öz - allı turnam

Hasan Ali Toptaş -  Yalnızlıklıklar

Latife Tekin - Ormanda Ölüm Yokmuş.

Eski Türk Filmlerinde kordonu görünce hemen o güzel oteli de görüyorsunuz ya, orası şimdi swiss otel. buranın arkasındaki kahvedünyasında biraz dinlendikten sonra kıbrıs şehitleri cd’ne yollandık. ha bu arada burada sir winston tea house var ama olayı sadece adındaymış bi numarası yok.

Kıbrıs şehitleri caddesi de izmirin istiklali ama bir istiklal değil beyler.

buradaki kitapsan’a uğrayıp- eskiden iletişim’miş- Tezer Özlü ile Ferit Edgü’nün mektuplaşmalarını aldım.Tezer Özlü’nün hep ne kadar depresif olduğunu söyleriz ama bu mektuplarda bir o kadar da yaşam dolu bir kadın olduğunu görüyorsunuz.

Yol üzerinde gördüğüm Fransız Kültür de buranın fransız kültür olduğunu hemen farkettiriyo yine öyle karakterli bir bina, bahçesindeki restoranda öğle yemeği yedik kızlarla. sonra ben yenitürkü’nün albümü çıktı sanıp koşturarak d&r’a gittim ama çıkmamıştı, ben de yerine izmir’de bir izmirli albümü alayım diyip Hakan Vreskala albümü aldım, bir de Pentagram’ın yeni albümünü.

Haftasonu e. de gelince küçük çaplı road trip olayına girelim dedik. cumayı yine izmirde geçirip yol yorgunluğunu atıp, küçük çaplı planı da düşünelim dedik. kıbrıs şehitlerine kadar yürüyüp özlem tekin konserini dinlemekle dinlememek arasında kaldık, ama ikimizin de o an o gürültüyü kaldıramayacağına karar verip kordon’a döndük, yine D&Ra uğradım. Bir kaç yol albümü alıp, Kordon’da dinlendik bira içip, midye yiyerek.

sabah erkenden şirince’ye doğru yola çıktık. şirince günübirlik okul gezilerine mekan olmuştu, iğrenç bir keşmekeş vardı. burada biraz köyü dolandık, dünyanın en iğrenç türk kahvesini içtik, çarşıda meyve şaraplarını denedim. dönüş uçakla olacağından sevdiklerime sarap getiremedim sıkıntı oldu:)

eşyaları pansiyona bıraktıktan sonra, Selçuk’a indik burada görmeye değer birşey olmadığını düşünüp vakit kaybetmeden Efes’ e gittik.

Ve Efes… Resimleri sonra paylaşacağım belki. 26 yaşında gördüm Efes’i. Hakikaten dünya harikasıymış, mevla insanlara ne kudret vermiş, biz de neyiz ki dedim. o olanaksız, imkansız durumlarda hem ihtiyaçları, hem sanatı, hem estetiği, hem iradeyi, hem çalışma azmini insanlara nasıl verdin yarabbim. bir nebze olsun bende de olsa nolur diye diye gezdim. Günümüzde kimde var diye söylenirken…

akşam Matematik köyünde Tiyatro Medresesi’nin açılış töreni olduğunu, Sevan Nişanyan’ın twitlerinden öğrendik. İnternet nelere kadir. E insanın ayağına gelmemiş bildiğin yuvarlanmış fırsat. Tiyatro Medresesi Seyyar Sahne’nin çabasıyla kurulmaya başlanmış, büyük ölçüde tamamlanmış ama desteğinize ihtiyacı olan hem yaz kampı hem akademia hem herşey işte. burada Seyyar Sahne’den Erdem Şenocak’ın Tehlikeli Oyunlar performansını izledik. Hakikaten kitapta Hikmet Benol’u nasıl düşündüyseniz Erdem Şenocak oydu. Oğuz Atay’ın ironisi, dili, beğenisi herşeyi vardı.

burada tiyatro medresesi için bağış yaptık, belki bir daha gitme şansımız olursa koltuklarda bizim de adımızı göreceğiz.

ertesi gün alaçatı ve çeşme’ye gitmek üzere yola çıktık. alaçatı’ya uğramaktan vazgeçince, çeşme marina ‘da yemek yedik ve biraz dolaşıp, e. nin yüzmesi için ayayorgi’ye gittik, plajlar henüz açılmamıştı . Marakeş açılmıştı ama o da alişan-demet akalın plajı olduğu için yerimiz yok demeyi tercih ettiler. ayayorgiye yakın bir yerlerde e. denize girerken-su korkunç soğuktu yalnız- ben de emine sevgi özdamar’ın tuhaf yıldızlar dünyaya bakıyorlar gözlerini kırpmadan’ını okudum. etrafa bakındım.

sonra mı?

off to İstanbul:)

note to self: en kısa zamanda Seyyar Sahne’nin Tezer Özlü Çocukluğumun Soğuk Geceleri performansını izleyeceğim.

Sevgiler

dicle:

Atatürk Arboretumu, gidip kafa dinlenebilecek bir yer. Alın kitabınızı gidin, huzurla dolun. Miss. Bahçeköy’de kalıyor. Taksim’den 42T veya 4. Levent’ten 42M veya 42 kodlu otobüsler gidiyor. Kemerburgaz Yolu durağında indiğinizde ışıklardan karşıya geçip tam karşıdaki yoldan yürüyorsunuz, bir 5 dakika sonra varılmış oluyor. Benim söyleyebileceklerim bu kadar efendim, gidip görebilirsiniz, çok tatlı yer. Haftasonu kapalı lakin, onu bildireyim. Kapalı derken yani üye olanlara açık sadece. Haftaiçi üye olmasanız da ziyaret edebiliyorsunuz. Öğrenci 1 TL olmak üzere, tam da 2 TL idi.

*Son bir not: İçeride yiyecek içecek satan herhangi bir yer yok. Yanınıza suyunuzu veya yiyeceğinizi almayı unutmayın.

bookmania:

Haruki Murakami’s 1Q84 in Nihongo, as found by a fellow Lit major Mamie C. in Favorite Books (honya), Japan (!)

bookmania:

Haruki Murakami’s 1Q84 in Nihongo, as found by a fellow Lit major Mamie C. in Favorite Books (honya), Japan (!)